Şahmeran hikayesi

/ 14 Haziran 2017 / 323 Görüntüleme / yorumsuz /
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (oy yok)
Loading...

Yılanların kraliçesi olarak bilinen Şahmeran altı yılan üstü dünyalar güzeli bir kadındır. Doğu kültürünün masallarında yer alan mitolojik yaratıktır. Küçükken Severek dinlediğimiz masallardandır.

Şahmeran Efsanesi

Yüzyıllarca yıl önce adına Danyal denen bir hekim vardı. Danyal her otu, her çiçeği hastalarında dener, eriştiği sonucu bir deftere yazardı. Danyal birden hastalandı. Yaptığı onca ilaç, kardığı merhem para etmedi.  Karısına ‘doğacak çocuğumuzun adını Camasb koy, büyüdüğünde de ilaç defterimi ona ver.’ dedi. Camasb nice üstat hocanın rahlesi önüne diz çöktüyse de tek harf öğrenemedi. O günden sonra delikanlı her gün kalkıp öteki odunculara katılmaya başladı.

Yine bir gün Camasb’la oduncular erkenden yola düştüler. Kayaların dibinde bir mağara gördüler. Mağarada Camasb’ın değneği sert bir şeye takıldı.  Bu taş kapağı elbirliğiyle kaldırdıklarında da kuyunun dolu olduğunu fark ettiler. Camasb elini uzattı ve çekinerek yaladı parmağını. Arkadaşlarına ‘bu kuyudaki süzme nefis bir bal’ dedi. Sonra ne yapacaklarına karar vermek için epey konuşup tartıştılar. Balın hepsi satılıp bitince parayı eşitçe bölüşeceklerdi. Ne var ki kuyudaki bal azaldıkça balı kuyudan çıkarmak zorlaştı. Camasb’ın beline ip bağlayıp kuyuya sarkıttılar. Bu arada yukarıdaki oduncular Camasb’ı kuyuda bırakmaya karar vermişlerdi. Camasb’ın ip bağladığı tulumlardan sonuncusunu yukarı çektikten sonra kuyunun kapağını kapatıverdiler.

Camasb, bir süre ağlayıp sızlandıktan sonra kuyunun duvarlarını eliyle yoklamaya başladı. Işık sızan bir delik gördü ve sonra belindeki bıçağı çıkarıp deliği genişletmeye koyuldu. Sonunda gözleri kamaştı bir anda. Ve delikanlı kendini kuyunun dışında buldu. Benzerlerini masallarda dinlediği bir bahçenin kapısı önündeydi. Havuzun karşısına yemyeşil bir taht konmuştu. Camasb başını tahtın arkasına dayadı ve uyuyakaldı. Dumana benzer bir yaratık başının üstünde ışıl ışıl bir tepsi tutarak ona yaklaşıyordu. Camasb ürkerek tepsiye baktı. Tepsinin içinde bir yılan vardı. Yılanın başı olağanüstü güzel bir insan başıydı. İnsan başlı yılan Camasb’a ‘Rahat ol ey misafirim’ dedi. ‘Sana ne benden ne de şu gördüğün canlılardan zarar gelmez. Adım Yemliha, lakabım Şahmeran’dır. Yılanlar şahıyım.’ dedi.

Şahmeran Camasb’a meyveler ikram etti. Her attığı yemişle korkusu tasası azaldı, doydu, rahatladı. Camasb babasının kimliğinden başlayıp bütün ömrünün öyküsünü anlattı. Şahmeran dinlediklerinin son bölümüyle hüzünlenmişti. Şahmeran içini çekti. ‘Ben bir tarihte insan eline düştüm. İnsanoğlu elinde esir kaldım. Ben insanoğlunun nasıl hileci olduğunu bilirim.’ dedi. Şahmeran öyküsünü anlatmaya başladı: ‘Bir zamanlar yani çok çok eskiden Mısır’da bir hükümdar vardı, çok bilgeydi. Bir gün Tevrat’ta son peygamberin anlatımına rastladı. Halk bilgisizliğinden kendi dininden olur düşüncesiyle son peygamberi anlatan kısmı Tevrat’dan

ayırıp gümüş bir sandığa koydu. Gümüş sandığı hazinesindeki bir odaya yerleştirdi. Kapısını da duvarla ördürtüp, yerini belirsiz etti. Bir süre sonra ömrü tükendi. Ardında iki oğul bırakmıştı ve büyüğünün adı Belkıya idi. Belkıya hazine dairesini dolaşırken bir duvarın durumundan kuşkulandı.

Duvarı yıktırınca gümüş sandığı buldu, son peygamber övgüsünü okudu ve içine bir aşk düştü. Tahtını tacını kardeşine bırakıp yollara düştü. Gide gide deniz kenarına vardı gemiye bindi. Belkıya’nın gemi yolculuğu keyifli başlamıştı bir süre sonra gemi bir adaya yanaştı. Belkıya adaya çıktı, bir ağacın gölgesinde uyuyakaldı. Uyandığında karanlık çökmüştü ve gemi gitmişti. Çaresizce haykırdıktan sonra adada yapayalnız kaldığını anlayarak olduğu yere çöktü. Belkıya bir süre sonra adanın öbür kıyısına vardı. Kıyıda boş bir kayık duruyordu ve kürekleri de içindeydi, dalgalar onu benim bulunduğum adaya sürükledi. aslında ben benimle karşılaşan insanoğlunu bir daha insanlar arasına göndermem, insanlar arasına göndermem için bana söz vermesini istedim; bizim yerimizi hiçbir insana söylemeyecekti. Belkıya hayal kırıklığı ve üzüntüyle Kudus’e ulaştı. Camasb içini çekti ve ‘ne olur siz de beni bıraksanız da gitsem…anama kavuşsam’ dedi.

Şahmeran anlatmaya devam etti. ‘Belkıya Kudus’te Ukap adında bir simyacıyla tanıştı. Bu bilimle uğraşırken bir gize ulaşmıştı Ukap. Davud peygamber oğlu Süleyman Peygamber’in bütün hayvanlarla konuştuğu insanlara hükümdar olduğu ve rüzgarlara buyruk verebildiğini bunu yüzüğüyle yaptığını öğrenmiş. Bu yüzüğü kim parmağına geçirirse, yüzüğün güçleri ona boyun eğerdi. Ukap bu yüzüğü ele geçirerek Süleyman Peygamber gibi dünyaya egemen olmak istiyordu. Ukap Süleyman Peygamber’in bulunduğu adaya ulaşmak için denizleri okyanusları aşmak zorunda olduğunu biliyordu. Dünyada pek az kişinin bildiği bir bitki vardı. Bu bitkinin özsuyunu ayağına süren suyun üstünde karada yürür gibi kolayca yürür de suya batmazdı.

Aranılan bitkileri bulmanın tek yolu şahmeranla yürümekti. Çünkü Şahmeran’ın dolaştığı yerlerdeki bütün otlar ve ağaçlar dile gelip özelliklerini söylerdi. Ukap uzak ülkeleri gezmiş, gezdiği yerlerde garip serüvenler yaşamış olduğu söylenen gezgin Belkıya’nın Kudus’e geldiğini duydu. Belkıya ile dost oldu. Süleyman Peygamber’in mağarasına gitmek istediğini bunu ancak Şahmeran’ın yardımı ile yapabileceğini anlattı. Eğer Süleyman Peygamber’in mağarasına giderlerse ona son peygamberin yerini bulmada yardımcı olabileceğini söyledi. Belkıya o zaman Şahmeran’ın yerini bildiğini söyledi. ‘Gizlice adaya gelip gizlenmişler, bana tuzak kurmuşlar. Dağ taş bağ bahçe dolaştık durduk. Sonunda bulduk o otu. Hemen ayaklarına sürdüler yürüye yürüye adama kadar geldik.’

Dedim: ‘Ya Belkıya son bir öğüdüm var, eğer oraya kadar gitmeyi başarırsanız mührü Süleyman’ı almaya sen kalkışma, bunun niye olduğunu ancak o zaman anlayacaksın. Ve denizin üzerinde uzaklaşıp gittiler, yerimiz insanoğlu tarafından bulunduğu için yeni bir yere taşınmamız gerekti.’Belkıya ile Ukap ıssız deniz çölünün ortasında yol alıp yedi deryalar geçmişler. Sonra varmışlar Süleyman’ın adasına varmışlar Süleyman’ın mağarasına. Belkıya anımsamış Şahmeran’ın sözlerini varmamış Süleyman’ın yanına. Ukap ise atılıvermiş. Tam yüzüğe dokunuyormuş ki, yer sarsıcı bir gürültüyle koskoca bir ejderha çıkmış ortaya. Son adımını atmış ki, ejderhanın soluğu Ukap’ın tüm gövdesini sarmış. Belkıya Şahmeran’ın dediklerini anlamış. Yapayalnız bir başına denizin üzerinde günlerce haftalarca aylarca yol almış.

Şahmeran sustu, üzgündü. Camasb gidecekti bunu biliyordu. Şahmeran ‘Biliyorum gideceksin seni daha fazla burada tutamam artık. Yalnız senden bir dileğim var: yurduna döndükten sonra hiç hamama gitmeyeceksin. Çünkü Şahmeranı gören insanoğlu eğer hamama girerse belinden aşağısı pul pul olur, gizini ele verir. O zaman beni gördüğün anlaşılır.’ İfritlerinden birini çağırıp Camasb’ı çıkış kapısına dek götürmelerini söyledi. Sonrada ardından ağladı. Ve Camasb yeryüzüne döndü. Evinin kapısına varıp, eşikten içeri ilk adımını attığında anası çok şaşırmıştı. Camasb kendi içine kapandı. Sakladığı giz onu insanlardan ayırdı.

Günler aylar yıllar geçti. Ne ki günlerin birinde ülkenin padişahı Keyhüsrev ağır ve umarsız bir cilt hastalığına tutuldu. Veziri bilgin ve efsuncu bir kişiydi, Vezir Şehmur anladı ki bu hastalığın derdine tek çare Şahmeran’ın etidir. Şahmeran’ı yakalayıp keserlerse ve etini padişaha yedirirlerse padişah sayrılığından kurtulacak, ülkedeki kargaşa dinecekti.

Alanlarda toplanan halk toplu halde hamamlara götürülerek yıkanıyor, belden aşağıları denetlenerek pullanıp pullanmadıklarına bakılıyor sonra da salıveriliyordu. Nitekim günün birinde Camasb’ı da ele geçirdiler, onu da gönderdiler hamama. Camasb daha yediği ilk tas su ile belden aşağısının pul pul olduğunu gördü. Pullanmış bedeni en katlanılmaz işkencelere hedef oldu, sonunda dayanma gücünü yitirmeye usul usul çözülmeye başladı.

Vezir şehmur ve onun adamları mağaranın ağzına geldiler, mermer kapağın kaldırılması ile bir ifrit belirdi, başındaki gümüş tepside Şahmeran duruyordu. ‘Ben sana söylemiştim ya Camasb, insanoğlu ihanet eder.’dedi. ‘Sana son bir öğüdüm var ya Camasb, ilk suyumu sen içme, o suyu bırak Vezir içsin, ikinci suyu sen iç, padişaha gelince etimden yiyip iyileşecektir.’ Şahmeran’ın kırk parçaya bölünmüş gövdesi suyun içerisinde yer değiştiriyor, su yüzüne çıkan her parça dile gelerek şifasını söylüyordu.

Camasb ilk suyu içirdiği Vezir Şehmur’un ölüm haberini aldı. Camasb Şahmeran’ın kırk parçasını kırk gün içinde padişaha yedirdi. Her geçen gün yaraları biraz daha iyileşiyor, kabukları dökülüyor, ağrıları diniyordu. Lakin ‘Danyal oğlu Camasb huzura buyursun’ dediğinde Camasb kenti terk etmiş, uzak dağ yollarına abdallığın serüvenine yazgılanmıştı.

Şahmeran efsanesi iyilik yapma ve kötülük bulmayı anlatan kuşaklar boyu anlatılan bir efsanedir.Efsaneye göre Şahmera’nın yılanları, hala Şahmera’nın öldüğünü bilmez. Eğer bu ölümü öğrenirse tüm şehri  basacak ve Şahmeranın intikamını alacaktırlar. Ama efsanede belirttiği gibi Şahmeran barışçı ve iyilikseverdir. Yılanları insanlara zarar vermesi istemez. Öldüğünü anlamasın diye bir takım hilelere başvurduğu söylenir.

Tavsiye

Gong Yoo Kimdir?